Taşıma su ile değirmen dönmez…

853

Değerli okurlarım, biliyoruz ki Türkiye Cumhurbaşkanı sayın Recep Tayip Erdoğan bir Atina ziyareti sonrası, Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığını da ziyaret etti.

Tabii ziyaret azınlık için çok önem taşıyordu ki hala ne Yunan basınında ne de yerel basınımızda gündemden düşmüyor.

Sayın Recep Tayip Erdoğan’a (Türkiye Cumhurbaşkanı) şimdiye kadar azınlığın sorunları ile ilgili sunumlar yapılmış. Tabii hepimiz açısından Vakıf malları, Türk İbaresi, Eğitim ve Müftü seçimi gibi ana temalar azınlığın sorunlarının başını çekiyor.

Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yunan meslektaşı ile görüşmelerinde, her ne kadar gergin bir ortam gibi görülen konuşmalarında ve özellikle Lozan antlaşması bölümünden sonra hakikaten Yunanistan ve Batı Trakya’da bir hareketlilik gözle görülür şekilde başladı. Yunanistan, ilk olarak Müftü seçimlerini gündemine aldı.

İlk meclisten Müftüye verilecek hukuki yetkileri alarak, dini yetkilerle sınırlandırdı. Tabi Batı Trakya’da yaşayan Türk azınlığı içerisinde, bazılarına göre bu karar doğru ve bazılarına göre yanlış olarak yorumlandı. Aslında bir gerçeği kimse ya görmek istemiyor, ya da anlamakta yetersizdir.

Son günlerde Atina antlaşması çok gündeme taşındı ve alınan Yunanistan Meclisi kararları ile parelel olarak istişaresini dahi yapmadan, günlük tartışmalar ile gelecekteki tehlikeyi nedense göremiyoruz.

Doğru, Atina antlaşması hakikaten azınlığı güvence altına almakta ve vakıflar olsun, eğitim olsun, müftülük olsun açıkça belirtilmiş. Hatta baş Müftülük dahi bu antlaşmada var. Lozan anlaşmasında bulamadığımız anlaşma metni olarak bakıyoruz ve çokta güzel.

Peki bütün bunları sırasıyla ele alırsak eğer ve istişaresinde ego yapmadan düşünürsek nereye varırız? İlk olarak eğitimle başlayalım. Eğitimde Lozan’a göre okullarımızda türkçe eğitim var mı var! Peki Yunanistan bunların yasak olduğu taktirde 60 tanesini içimizden ciğerimizi koparırcasına kapattı mı kapattı! Peki biz ne yaptık? Kendi türkçe eğitimli ve çift dilde beş yıldızlı eğitim isteyeceğimize, tek dilli Yunanca eğitim isteyerek okullarımızın kapatılmasına adeta yardımcı olduk, doğru mu doğru! Neymiş efendim okullarda çocuk yokmuş ve Yunanca eğitim alırlarsa devlet ofis işlerine gireceklermiş bahanesi ile çocuklarımızı Yunanca tek dile yönlendirdik… Peki giren yüzde kaç? Eski hamam eski tas.

Vakıf mallarına gelince, parsellenmiş ve adeta %80’i yok edilen vakıflarımız elden alınırken, azınlıktan kim buna izin vererek sorgulayarak karşı çıktı? Çıkmadık ve adeta sevinirmişçesine kahvehane köşelerinde kuru milliyetçilik yaptık.

Gelelim Müftülük seçimlerine; Yıllar önce bir oldu bitti seçimi Yunanistan onaylayıp, azınlığın tahammül etmediği kişileri bu koltuğa oturttu ve bu konuyu da zamanında müdahale etmeden yetersiz kalarak kaderimize yenik düştük.

Sonrası tartışmalarla Selanik Aristotle Üniversitesi’nde bir Din Eğitim Fakültesi açıldı ve hala tartışma konusu, dört duvar ötesine tamamı ile taşınamadı. Selanik İlahiyat Fakültesi eğitime start vererek antlaşmalarda da bu var ve yetiştirilen İslam bilgisi olan kişileri yetiştirdik diyerek eğitim ve belirli din görevlerine tabi tutacak mı? Evet tutacak.

Bu süreç çalışırken hangi girişimler yapıldı, hiç bir girişim olmadan bekleyelim görelim bakalım denilerek adeta bu tehlike dolu oluşum ve geleceğimizi tehlike altına alan karar ve yapılanmalara adeta göz yumduk. Gelelim işin püf noktasına; Baş müftülük Atina anlaşması, baş müftülük seçilir diyor ama Yunanistan’ın ne zaman onay vererek seçim yaptıracağını yazmıyor.

BİZLERİ BEKLEYEN TEHLİKE.

İlk kendi eğittiği kişileri, din eğitimi adı altında belirli dini eğitim verilecek yerlere yerleştirecek. Müftülerin kim olacağı da hemen hemen azınlıkta tahmin ediliyor. Bizleri güzel bir kıvama getirdikten sonra (bir önceki getirdiğim konular örnek) sıra Baş müftülüğe gelecek. Peki antlaşma ne diyor? Baş müftü, Yunanistan’daki bütün müftülerin toplanarak seçeceği 3 aday arasından Yunan Kralı tarafından atanacaktır. Dini mercilerde kendi yetiştirdiği imamlar olacak ve Baş müftü seçilecek. Sizce kimi seçer dersiniz? Yetmedi bu merciye birde Suriye veya dünyanın başka kara parçasından gelen göçmen Müslüman Yunan vatandaşı birilerini allem kullem edip bu mertebeye oturtursa ne yaparız! Aklımızı başımıza toparlayalım!

TAŞIMA SU İLE DEĞİRMEN DÖNMEZ.

Yakın bir zamanda üreten, düşünen ve eğitimli arkadaşlarla, ağırlığı hukukçu olanlarla bir ekip kurup bu gidişi takip edip dur demezsek eğer yarın çok geç olacak. Sonrası Uluslararası, kime gider şikayet ederiz. Adam demez mi sonra sana, ‘onayı sen vermişsin, zamanında gelmeden ve bu konuları ciddiye almadan şimdi ne ararsın.’ Taşıma su ile değirmen dönmez ve ne istediğimize karar verelim. Ben yorumladım karar yine halkımızın…

Sevgi ile kalın…

Paylaş