SAKLI SEN

465

Kendi gölgesinde yeşermeye çalışan filizler gibi olmaya başladık. Çok şeyin farkında ama hiç bir şeyin farkında olmaksızın. Bilinci bile binlinçsizce paylaşabilen bir varlık olmak ne kadar zor. Ne kadar zor ‘o’ olabilmek ya da ‘ben’ olabilmek. Aslında ‘ben’ de gizli bir gizem var. Gizemine sığınmış ‘o’ ve kendine saklanmış bir yok oluşa giden son sayım. Kendimize varabilmek için; bir bütün olabilme ihtiyacında kendi içimizde ki yok oluşumuz anlarında ki saçma karmaşa.

Adını koyamadıklarımıza kaç küfür savurduk kimbilir? Belki de biz adını koymak istemedik! Öyle değilmiy di kanun. Çok istersen olurdu hani! Olmayış sebebinde bizim hükmümüz yok mu yani. Peki isteme eğlemi neden var o zaman? Mucizelerin bile hayat bulduğu masalların varlığında, bir isteğin olmayış nedeninde ki hükmümü nasıl yok sayabilirim! Zamanı bile durdurabilen bir uzay kanunu varsa eğer ben, neden olmak istediğim yerde olamıyorum! Ben derken ne kadar sana benziyorum değil mi sevgili dost okuyan. Çünkü hepimiz bir ‘ben’iz aslında. Hepimiz aynı ağaçın kökleriyiz ve farketmeksizin aynı şeyin arayışında farklı yollardan geçeriz.

Zamanla kısıtlanmış her an sana bir düşman, kendin olabilme isteğine zıt bir gerçekle savaşmak mı yoksa ona kendini bırak mı akıllıca olan bilemem. İsteklerin ve yaşadıkların arasında ki zıtlıkta kaybolan bir ‘sen’ de; gerçeği aramak ne kadar zor değil mi? ‘Ben’ sorularına yanıt olamam ama kendine soracağın sorulara bir yol çizebilirim. Ruhun nerede olmak istiyorsa orada olmalı bedenin.

Kendine verebileceğin en büyük hediye bazen düşünmeksizin kendini mutluluğun kollarına bırakmak olabilir. Neyi ne kadar bildiğini savunmak yerine, neyi ne kadar yaşamak istediğini sorgula.

Bildiklerin sadece tahmin ettiklerindir, Sen hisset, boşver bilinmeyen bilinmez kalsın.

Havva’nın günlüğünden sevgilerle.

Paylaş