ŞEHİR YAŞAM PORTALI
Şehir ve Haber Portalı

AĞLAYAN ŞEHİR: KUDÜS

İnsan dışındaki varlıkların ağlaması genelde mecâzî anlamda kullanılır. Şehir derken, ya bütün bir şehrin halkı, en azından büyük bir çoğunluğu kastedilir, ya da şehir insana benzetilerek, çektiği sıkıntıların, yaşadığı acıların büyüklüğünü ifade etmek için “ağlamak” yakıştırması yapılır.

Biz bu yazımızda ikincisini, yani insana benzetme şeklini alacağız. Ancak burada hemen şunu da belirtmeliyim ki Kudüs insanı gerçekten ağlıyor. Bu manada da “Kudüs ağlıyor”. Nasıl ağlamasın ki; insanlar, tam da Üstad Necip Fazıl’ın dediği gibi “öz yurdunda garip, öz vatanında parya” muamesi görüyor. Onların neden ağladıklarını, ruh hallerini burada anlatmaya kalksam, buna ne benim gücüm, ne de anlamaya sizin hafsalanız yeter. Balın ne kadar tatlı birşey olduğunu anlatmak ve bu anlatımla balın tadını almak mümkün olmadığı gibi, Kudüs insanının halini anlatmak ve anlamak ta mümkün değildir. Hayatta, “anlatılmaz, yaşanır” denilen şeylerin üst sıralarında Kudüs ve halkının ahvali yer almaktadır. İmkanınız varsa gidin, görün. Yüreğiniz dayanabilirse empati yapmayı deneyin. İşte o zaman belki anlarsınız. Hemen bir tavsiye: İnsanî değerlerinizi yitirmemişseniz ve kalbiniz yeterince sağlıklı değilse sakın empati yapmayı denemeyin; yüreğiniz kaldırmaz, o yükün altında ezilirsiniz.

Kudüs, neredeyse insanlık tarihi kadar eski bir şehir. Tarih denilen soyut kavramın somut şekli de denilebilir. Hele “sur içi” yada “eski şehir” denilen bölgede adeta zamanda yolculuk yaptığınız hissine kapılırsınız. Kafanızı bir yere çevirmenize gerek kalmadan tarihi eserleri seyrederek, dokunarak, içinden geçerek, içinde olmak istediğiniz bir zamanı yaşayabilirsiniz. Bazen yerin üstünde mi yoksa altında mısınız? Altındaysanız kaç kat aşağıdasınız? Bunu bile analamakta güçlük çekersiniz. Gözünüzün gördüğü her yer taş olmasına rağmen üşümez, 10-12 derecede bile atmosferin sıcaklığını hissedersiniz.

Mescid-i Aksa bölgesine girdiğiniz zaman öyle manevi bir hava ile karşılaşırsınız ki akılla kavramak, kelimelerle ifade etmek mümkün değildir. Öyle ya, Davut (AS)’ın temelini atıp, Süleyman (AS)’ın tamamladığı, İslam’ın ilk yıllarında Müslümanlara da kıble olmuş bir “Mescid”in bulunduğu, Hz. Musa, Hz. İsa da dahil birçok peygamberin ya doğduğu, ya yaşadığı, ya medfun olduğu, ya da uğradığı, hatta Fahr-i Kainat Efendimiz’in Miraca yükseldiği bir bölgenin manevi havası başka nasıl olabilirdi ki? Burada insan ruhuna tek huzursuzluk veren şey; buranın herhangibir yerinde bir peygamber kabrinin bulunması ve onun üzerine basma korkusudur. Belki de bu sebeptendir bilemiyorum; buranın manevi atmosferine kendinizi bıraktığınız zaman ayaklarınızın yere basmadığı hissine kapılırsınız.

Ben, şehrin bir kapısından Mescid-i Aksa bölgesine gelinceye kadar gördüklerimi ve hissettiklerimi kabaca dile getirmeye çalıştım. Ya bu kadim şehir! Ya O’nun gördükleri, yaşadıkları! Neler gördü tarihinde, neler neler yaşadı. Herkesin sahip olmak istediği bir güzel, herkese göre bir “değer”di. Ne var ki bu güzele her sahip olan kıymetini bilemedi. Kimi onu mâmur etmeye, giydirip kuşatmaya, güzelliğine güzellik katmaya çalışırken kimileri de güzelliğine güzellik katan değerlerini, eserlerini acımasızca yaktı, yıktı. Hele bir “haçlı istilası” varki; uygulanan vahşete değil insan yüreği, şehrin taştan yüreği bile dayanamazdı. Evet Kudüs ağladı… Sokaklarından diz boyu insan kanı akarken, kadın, çoluk-çocuk, genç, ihtiyar demeden öldürülen insanların cesedine basmadan yürümek mümkün değilken ağlamamak mümkün müydü?

advertising

Selahaddin Eyyubi ile biraz nefes almışsa da gelip geçenler, kenarından köşesinden yaralarını deşerek her seferinde gözyaşı dökmesine sebep olmuştu.

Nihayet Osmanlı İmparatorluğu’nun bu güzele sahip çıkmasıyla derin bir nefes almış, ağlamaktan yaş kalmayan gözleri gülümsemeyi de hatırlamıştı. Dedik ya herkesin gözü üzerinde olan güzel… Rahat bırakmayacaklardı, bırakmadılar da. Osmanlı İmparatorluğu’nun güç kaybetmesinden de istifade ederek, batılı ülkelerin neredeyse elbirliğiyle, çeşitli dalavere ve hülleleriyle İsrail devleti kuruldu. Zulüm, kan ve gözyaşı yine bu güzelin kaderi oldu.

Bugün Kudüs yine ağlıyor ama bu sefer kendine değil; Müslümanların haline ağlıyor. İslâm dünyasının sinesine sokulan hançere tepkisiz kalmasına ağlıyor. Hani üç kutsal mekandan birisi de Mescid-i Aksa idi ya, hani Kâbe’nin koruyucusu Allah idi, Mescid-i Nebevî’de Resullah vardı ve Mescid-i Aksa’nın korunması da “İslam Ümmeti”ne bırakılmıştı ya; işte Ümmetin kendilerine bırakılan emanete sahip çıkmamasına ağlıyor. İslâm’ın haremgâhında nâmahrem dolaşırken; namusuna uzatılan ele kayıtsız kalınmasına ağlıyor. Yavuz’un, Kânunî’nin, Abdülhamid’in üzerine titrediği mukaddes beldelerin günbegün altının oyulmasına âdetâ göz yumulmasına ağlıyor. Mü’minler kardeş iken kardeşinin derdiyle dertlenmeyenlere ağlıyor. Hiç olmazsa arada bir ziyaret edip mânevi destek verilmemesine ağlıyor. Kısacası Kudüs, artık kendine ağlamayı bıraktı; bizim halimize ağlıyor.

Yukarıda Peygamber Efendimiz’in Mirac’a yükseldiği yer demiştik ya, hiç düşündünüz mü; Mirac neden buradan gerçekleşti? Arş-ı Âlâ’ya giden tek yol burası mıydı? Yoksa “hâşâ” Hak Teâlâ Mekke’den Miracı gerçekleştirmeye güç mü yetiremiyordu? Elbette ki Allah (CC) için zorluk diye birşeyden söz etmek mümkün değildir. Her yaratışında, her emrinde bir hikmet olduğu gibi Mirac vak’asının Kudüs’ten gerçekleşmesinde de birçok hikmetler vardır. Bu hikmetleri burada saymayacağım fakat dikkatlerinizi bazı noktalara çekmeden de geçemeyeceğim: Allah (CC), onca peygamberi sinesinde barındıran, “etrafını bizzat kendisinin mübarek kıldığı” yerleri sahipsiz bırakmadı. “Son Din”in mensuplarının buraya sahip çıkmasını istedi. Mirac hâdisesiyle de görevi tevdi etmiş oldu.

Biliyor musunuz, Kudüs, diğer milletlerden ümidini kesmiş gibi gözüküyor. Şu an en çok umut bağladığı, yardım ve destek beklediği, bir zamanlar yüzünü güldürmeyi başaran Osmanlı’nın torunları yani biz Müslüman Türkleriz. O halde Allah (CC)’ın bize verdiği göreve, ecdadın mirasına sahip çıkalım. Kardeşlerimizin umudunu, beklentilerini boşa çıkarmayalım.

Dünya üzerindeki bütün Müslümanların gördüğü zulmün sona ermesi, Müslümanların aldatılmışlık halinden sıyrılıp, gaflet uykusundan uyanarak elele, gönül gönüle bütün insanlığın huzur ve refahına çalıştığı günlere erişmek dileğiyle…

Dikkatinizi Çekebilir: